Dercartes’ın Metodik Şüphesine Yönelik Bir Eleştiri

Yusuf Al-Salihi

Descartes’ın kesinlik arayışı ve bu uğurda geliştirdiği metodik şüphe felsefe tarihini en derinden etki emiştir. Descartes, Metafizik Üzerine Meditasyonlar adlı eserinde şüphe edilemeyecek gerçek olarak “ben varım” önermesini ileri sürer. Ancak bu tür bir önermenin tam olarak metodolojik şüpheciliğin belirlediği standartları karşıladığını söylemek zordur. Bunun iki temel nedeni vardır. Bunlardan ilki “ben varım” önermesinin şüphe edilemeyecek kadar kesin olmamasıdır. İkincisi ise metot boyunca kullanılan argümanların, özellikle kötü niyetli cinin, şüpheyi ekstrem düzeylere taşımasıdır, öyle ki herhangi bir önermenin bu standartları karşılaması mümkün değildir. 

"Her şeye rağmen, bir şekilde hala birileri benlik illüzyonu yaşıyor olmalı dendiğinde ise birisi veyahut ben ile kastedilen fenomenin tam oalrak ne olduğunu sorgulamak gerekir."

Metodik Şüphecilik  

Metodik şüphe, Descartes’ın projesindeki en önemli unsurdur. Descartes, şüphe ve kesinlik arasında net bir kontrast kurarak, hiçbir surette şüphe edilemeyecek bir inanç gereksiniminden bahseder. Bu doğrultuda Descartes, şüphe olanağı sağlamak için farklı argümanlar ortaya koyarak, kendi inançlarına neden olan olguları ele alır. En bilinen argümanlardan olan rüya argümanı, dış dünyadan edinilen inançların şüphe edilebilir olduğunu gösterme görevini görmektedir. Dış dünyaya ilişkin inançlar, Antik Yunan’dan beri benzer şekillerde şüphe konusu edilmiştir. Ancak Descartes’ın bir diğer argümanı, kötü niyetli cin, metodik şüpheye özgü radikal bir argümandır. Kötü niyetli cin argümanının temel fonksiyonu, zihinsel süreçlerin neticesi olan tüm inançların şüphe edilebilir olduğunu belirtmektir. Bu noktada, özellikle de bu argümandaki aşırılık, metodik şüpheciliği anlamakta çok fazla güçlük yaratır. Bilindiği üzere bu argümanlardan geriye kalan, şüphe konusu olmayan önermeler, Descartes’e göre, ben varım ve şüphe ediyorum gibi önermelerdir.  

Matematik ve Şüphe 

“Bunun yanı sıra ben bazen başka insanların çok iyi bildiklerini sandıkları konularda bile yanıldıklarını görüyorum, öyleyse acaba ben de mi ikiyle üçü toplarken, karenin kenarlarını sayarken ya da daha basit herhangi bir şey hayal ederken -tabii böyle bir şey mümkünse- hep böyle yanılıyorum?” Alıntıdan da anlaşıldığı üzere, Descartes, metodik şüphenin kapsamına matematiksel önermeleri de dahil etmektedir. Matematiğin şüphe edilebilir olmasından, saf akıl yürütme sonucu varılan inançların hepsinin şüphe konusu olabileceğini türetmek mümkündür. Bunun nedeni Descartes'ın yönelttiği şüphenin, matematiksel önermelerin doğru olmama ihtimaline yönelik olmamasıdır. Kötü niyetli bir cinin, işlem yaparken onu sürekli yanılgıya düşürme ihtimalinden dolayı, kendi düşünce sürecine yönelik bir şüphe arz etmektedir. Fakat, ilk iki meditasyondan beri, Descartes, devamlı olarak argümanlar sunmakta ve çıkarımlarda bulunmaktadır. Ama eğer işlem yaparken yanılma ihtimali söz konusu ise, mantıksal çıkarımlarda bulunurken de yanılma ihtimali vardır. Bu açıdan ele alındığında, Descartes’ın herhangi bir çıkarımda bulunması mümkün değildir. Bunun en temel nedeni Descartes’ın, herhangi bir koşullu önerme oluşturup, öncülleri ile bir çıkarım yaptığı zaman da yanılabiliyor olmasıdır. Örnek olarak: (a) Eğer düşünüyor isem, varım. (b) Düşünüyorum. ... (c) Öyle ise varım.  Bu örnekte bile, Descartes modus ponens çıkarımını uygularken kötü bir cin tarafından yanıltılabilir. Böyle bir durumda (c) önermesinin herhangi bir kesinlik değeri taşıdığı söylenemez, ne de olsa önermeyi edinme süre cinden şüphe edilebilir. Hatta herhangi bir çıkarım sonucu elde edilen herhangi bir önermenin kesinlik değeri taşıması söz konusu olamaz. Descartes açık bir şekilde, metodu boyunca çıkarımlarda bulunmakta ve bu tür işlemleri askıya almamaktadır. Ancak basit bir toplama işlemi yaparken yanılma olasılığından bahseden Descartes’ın, modus ponens yaparken yanılma ihtimal inden söz etmeme nedeni pek de açık değildir. 

Özne-Fill 

Bir diğer ilginç problem ise metodik şüphe sonucu Descartes’ın vardığı önermeler ile ilgilidir. Bunların arasından benliğin ve düşüncenin var lığı ve aralarındaki ilişki ele alınabilir. Descartes’ın en temelde başvurduğu düşünce silsilesi bu alıntıda özetlene bilir: “Ama beni aldatıyorsa, hiç kuşkusuz ben de varım demek ki. O zaman istediği kadar aldatsın, bir şey olduğumu düşündüğüm sürece, hiçbir şey olduğuma beni asla inandıramayacak.” Buna göre, düşünürken kötü bir cin tarafından yanıltılsa bile, yanıltılan birisi olmak zorundadır. Bu durumda Descartes edilgen veya eyleyen olarak sürekli bir “Ben'e varmaktadır. Ama burada, altta yatan önemli varsayımlar vardır. Descartes’ın bu noktada esas önermeleri şu şekildedir. 

a) Eğer şüphe etme eylemi var ise o zaman şüphe eden birisi vardır.  

Bu önerme şu yönde eleştirilebilir: Şüphe etmenin burada herhangi bir eylemden farklı olması söz konusu değildir. O halde herhangi bir eylemi kullanarak “ben varım” önermesine varmamız mümkündür. Ancak Descartes’in bu noktada haklı itirazı şu olabilir: düşünce ve şüphe zihnin dolaysız deneyimlediği süreç ve eylemlerdir. Bu durumda Descartes’ın bu tür eylem ve olgulara başvurması, fiziksel olarak gerçekleşen bir eylemin aksine, daha makuldür. Yine de bu önermeyi şüphe kavramında sadeleştirdiğimizde ortaya bir diğer önemli önerme çıkar. 

b) Eğer bir eylem var ise o halde onu yapan birisi vardır 

Bu önermenin gerçekten zorunlu olarak doğru olması, Descartes’ın hedefi açısından hayati bir öneme sahiptir. Fakat bu önermenin, şüpheci argümanları, en azından Descartes’in aradığı standartta olanları karşıladığını söylemek güçtür. Bu konuya ilişkin iki problem öne sürüle bilir. İlk problem, b önermesinden ziyade Descartes’ın B önermesini varsayarak vardığı “ben varım” önermesi ve buradaki düşünce bağlantıları ile ilgilidir. B önermesi farz edildiği takdirde dahi, eylemi gerçekleştirenin veya fail şahsın, “ben” olduğu kesin bir bilgi değildir. Bunun daha iyi açıklanması ve gösterilmesi adına Descartes’ın kötü niyetli cin argümanına başvurulabilir. Kötü niyetli bir cinin, aynı anda iki olgunun yani Descartes’ın benlik ve düşünce/ şüphe deneyimi ve düşünce/şüphe eyleminin ana kaynağı veya nedeni olarak şüpheci bir senaryo oluşturulabilir. Dikkat edilirse burada b önermesine yönelik bir problem yoktur, yine eylemin ardında bir fail var. Ancak buradaki problem b önermesine dayanarak, eylemin ardındaki failin “Ben” olduğunu iddia etmeye çalışan Descartes’in, aradığı kesinliğe erişememesidir. Descartes’in şüphe eylemini kendisine değil de kötü niyetli bir cine atfetmesi mümkündür. Diğer argüman ise direkt olarak B önermesine ve faillik kavramına yöneliktir. Birçok felsefeci özgür irade ve faillik kavramlarını tartışmış, kendi sistemlerinde de zaman zaman bu kavramlara yer vermiş ya da dışlamışlardır. Örneğin deterministik ve indirgemeci fizikalist bir dünya görüşünde faillik kavramı anlamını yitirebilir. Bu tür bir sistemde, insanın eylemi gerçekleştirme deneyimi ile düşen bir ağacın açıklamasında niteliksel bir ayrım yoktur. Ancak sadece niceliksel olarak farklı süreç ve nedensel olgular içerir. İnsanın fail olma deneyimi, Spinoza’nın, uçtuğunu zanneden taşından farklı bir değere sahip değildir. Bu durumda, Descartes’ın, B önermesini varsayabilmesi için faillik kavramının şüphe edilemez olduğunu göstermesi gerekecektir, ama her hâlükârda eylemin ardında bir eyle yen bulunması zorunlu değil gibi görünmektedir. Bu durumda yaşayan bir organizmayı doğadan ayıran bir “ben” olmayabilir. Benzer türde iddialar Uzak Doğu inanç sistemlerinde de mevcuttur, hatta onlar Descartes’ın aksine, benliği aşmak için meditasyona başvurabilirler. Budist geleneklere bakıldığında münevver kişi benliğin illüzyon olduğu kanaatine varan kişidir. Her şeye rağmen, bir şekilde hâlâ birileri benlik illüzyonu yaşıyor olmalı, dendiğinde ise birisi veyahut ben ile kastedilen fenomenin tam olarak ne olduğunu sorgulamak gerekir. Çünkü herhangi birisi, Descartes’ın da yaptığı gibi, ben derken kendisini başka nesnelerden ayırmaktadır. Ama yukarıda bahsedilen teori veya inanç sistemlerinin mümkün olmasın dan hareketle, Descartes’ın bu varsayımının da şüphe edilebilir olduğu söylenebilir. Bunun nedeni alternatif senaryolarda benlik diye gerçek bir ayrımın olmamasıdır. Bu yüzden, unitarian bir benlik anlayışı zorunlu olarak doğru olmadığı takdirde, “ben varım” önermesi de zorunlu olarak doğru değildir. Bu örnekler ışığında ben varım önermesinin, Descartes’ın belirlediği düzeyde bir kesinlik arz ettiğini söylemek pek mümkün gözükmüyor. Sonuçta, Descartes’ın ortaya koyduğu benlik anlayışı şüphe edilmeye müsaittir. Descartes’ın yöntemi birçok açıdan etkileyici unsurlar içermektedir. Ancak kesinlik kavramının, şüphe edilememe üzerinden tanımlanması, Descartes’ın temelselci projesine uygun bir önermeyi olanaksız kılmaktadır. Kötü niyetli cin özelinde, zihinsel kapasitemizden şüphe ettiğimiz takdirde geriye pek de şüphe edilemeyecek bir şeyin var olduğunu düşünmek makul görünmemektedir. Bunun yanı sıra, “Ben varım” gibi bir önermenin bile, doğrudan deneyimlenen bir olgu olmasına karşın, Descartes’ın aradığı düzeyde bir kesinlik sağlaması da pek mümkün gözükmemektedir. 

 

Kaynakça 

Stanford Encyclopedia of Philosophy, “Descartes’ Epistemology.” https://plato.stanford.edu/entries/descartes/  

Stanford Encyclopedia of Philosophy, “Descartes’ Epistemology.” https://plato.stanford.edu/entries/descartes-epistemology/  

Descartes, René. Meditasyonlar: Metafizik Üzerine Düşünceler. Çev. Çiğdem Dürüşken. İstanbul: Alfa Yayınları, 2015. Alfa Yayınları – Meditasyonlar.  

Encyclopaedia Britannica. “Anatta.” Encyclopaedia Britannica. https://www.britannica.com/topic/anatta


Önceki
Önceki

Görünmezlik Perdesi

Sonraki
Sonraki

Filozofların Eli… Dokunsal Bir Felsefeye Giriş