Çevre Etiği Teorileri

Yazar: Richard G. Botzler

İngilizceden Çeviri: M. İkbal İnce

Günümüzde karşı karşıya kaldığımız ekolojik krizler, iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik kaybı; yalnızca doğa bilimlerinin, politikanın veya ekonominin değil, aynı zamanda Doğayla nasıl bir ilişki kurmalıyız? Ahlaki sorumluluklarımızın sınırı sadece insanı mı kapsar, yoksa hayvanları, ekosistemleri ve bir bütün olarak yeryüzünü de içine alacak şekilde genişletilmeli midir? Gibi hayati ve nasıl hareket etmemizi belirleyecek sorular felsefenin de en acil meselelerinden biridir. Bu makale çevirisi, tam da bu yakıcı sorulara sistemli bir teorik çerçeve sunduğu ve çevre etiği tartışmalarının kavramsal haritasını son derece berrak bir biçimde ortaya koyduğu için çevirmek istedik. Doğaya karşı ahlaki pozisyonları bir arada ele alan bu metin; doğayı yalnızca insan ihtiyaçlarını karşılayan bir kaynak olarak gören insanmerkezci (antropocentric) bakış açısından yola çıkıp, ahlaki kaygıyı birey olarak hayvanlara genişleten yaklaşımlara; oradan da Aldo Leopold’un 'toprak etiği' (land ethic) ve derin ekoloji (deep ecology) gibi doğanın içsel değerini (intrinsic value) savunan çevremerkezci (ecocentric) felsefelere kadar uzanan geniş bir yelpazeyi incelemektedir. Üstelik ekofeminizm gibi, doğa üzerindeki tahakküm ile toplumsal tahakküm biçimleri arasındaki bağları ifşa eden eleştirel teorilere de yer vererek okura çok boyutlu görüşler sunan bu eser, dogmatik bir doğru dayatmak yerine bizi farklı etik yaklaşımların güçlü ve zayıf yönlerini bizzat tartmaya ve kendi kararımızı vermeye davet etmektedir. Bu eseri çeviren biri olarak bu metnin sadece teorik bir tartışma olarak kalmamasını; kendi yaşam pratiklerimizi, doğayla kurduğumuz hiyerarşik ilişkiyi ve önceliklerimizi sorguladığımız, doğaya karşı hem pratikte hem teoride daha bilinçli bir tutum sergilememize vesile olmasını istiyorum; Zira ekolojik krizlere karşı kalıcı bir çözüm ancak doğaya yönelik eşitlikçi, empatik ve şefkatli bir toplumsal tutum dönüşümüyle mümkündür. Bu çalışmanın okurlarımız için ufuk açıcı bir zemin sunmasını diliyor, iyi okumalar temenni ediyorum.

"Zira ekolojik krizlere karşı kalıcı bir çözüm ancak doğaya yönelik eşitlikçi, empatik ve
şefkatli bir toplumsal tutum dönüşümüyle mümkündür."

Çevre Etiği: İnsanların doğaya karşı etik sorumluluklarını değerlendirmeyi konu edinen bir sorgulama alanı. 

İnsanların doğaya karşı ilişkisi problemi- insanların toprak ve doğal kaynaklar üzerindeki koruyuculuk sorumluluğu ve hayvan ve bitki yaşamını koruma ya da muhafaza etme sorumluluğu içeren- uzun zamandır felsefi araştırmaların bir parçası olmuştur. Çevre etiği içerisindeki görüşler evrilmeye devam etmektedir. Her birinin kendi içinde güçlü ve zayıf yönleri barındıran, birbiriyle çelişen insanmerkezcilik, bireycilik, çevremerkezcilik, ve ekofeminizm gibi görüşler tarafından insanların doğal dünyaya karşı etik sorumlulukları incelenmiştir. İnsanmerkezcilik, insan merkezli bir felsefe olup ahlaki değerlerin insanlarla sınırlı olması gerektiğini diğer canlılara veya doğaya genişletilmemesi gerektiğini savunur. Bu görüşe gerekçe olaraksa ahlaki ilişkilerin insanların karşılıklı ilişkilerine dayalı karşılıklı kurallar bütünü olduğunu savunur. İnsan olmayan canlıların bu ahlaki ilişki kurallarını anlama yetilerinden mahrum olduğundan dolayı dışlanırlar. Bazı insanmerkezci düşünürler evrimsel görüşe dayanarak başarılı türlerin diğer türlerin iyiliği için çalışmamaları gerektiğini geçmişte bunu yapan türler yok olduğunu savunurlar. Bazı insanmerkezciler, doğal kaynak kullanımına getirilen kısıtlamalara da karşı çıkarlar; çünkü bu kısıtlamaların iş kaybı ya da insanlar için yararlı ürünlerin kaybı gibi olumsuz sonuçlara yol açabileceğini düşünürler. Başka insanmerkezci düşünürler ise doğal dünyanın insanlar için yaşamsal bir destek sistemi olduğunu vurgular ve onun bugünkü ve gelecek kuşaklar için değerini koruyabilmesi adına etkili çevresel denetimleri savunurlar. Bu çevresel ilgi, doğal dünyanın içsel değere sahip olduğu düşüncesinden değil, onun insan ihtiyaçlarını karşılamadaki pratik değerinden doğar.

Bireyci felsefeyi benimseyenlerse insanların ilgilerinin belirli türlere mensup hayvan bireyleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiğine inanırlar. Bireycilik, hayvan özgürleşmesi ve hayvan hakları savunusunu içerir. Bireyciler tüm insanların içsel değeri olduğunu kabul ederler; ve aynı zamanda bazı hayvanların ahlaki olarak benzer özellikleri paylaştıkları için bu hayvanların ahlaki ilgi alanlarına dahil edilmesi gerektiğini iddia ederler. Hayvan özgürleşmesi taraftarları acı ve zevk kapasitelerini, yani (hissedebilirliği) ahlaki olarak ilgili temel özellik olarak tanımlamayı savunurlar. Hayvan hakları taraftarları, arzular, bilinç, geleceği algılama, yönelimsellik ve hafıza gibi daha kompleks özelliklere değer biçer. Bu nitelikleri çoğunlukla memelilerle ilişkilendirirler. Bireyciler genellikle avlanma ya da tuzak kurma gibi doğrudan ahlaki ilgiye layık gereken canlılara tehdit oluşturmadığı sürece doğal kaynakların kullanımıyla ilgilenmezler. Çevremerkezcilik, doğanın içsel değeri olduğu inanışını temel alır. Derin ekoloji ve toprak etiği  gibi görüşleri içerir. Toprak etiği savunucuları ekosistemler, su havzaları ve biyobölgeler gibi doğal birimlerin ahlaki ilgi çerçevesine genişletimesi gerektiğine inanırlar. Toprak etiği savunucuları doğal dünya için (haklar yerine) vurgular. Çevremerkezciler, toprak etiğini tüm canlıların gezegende ortak bir kökene ve tarihe sahip olduğunu, ekolojik olarak birbirine bağlı ve karşılıklı bağımlı olduğunu belirterek haklı çıkarabilirler. Ortak köken ve tarih kavramları karşılıklı bağımlılık gibi kavramlar, insanların aile konseptine benzerlik olarak görülür. Çevremerkezci görüş insanları tüm doğayıkapsayan büyük bir aile üyesi olarak görür. İnsanların doğal dünyaya karşı sorumlulukları olduğunu ileri sürer; bu sorumluluk sadece ayrıcalıklıların değil aynı zamanda diğer aile üyelerine ve çevreye karşı iyi olmaları gerektiği sorumluluğundan doğan aile ilişkilerinden gelir.

Toprak etiğinde doğal kaynak kullanımının toprak sağlığı üzerindeki etkisi önemli bir kriterdir. Toprak sağlığının özellikleri doğal ekolojinin işleyişinin sürmesi, iyi toprak verimliliği, erozyon yokluğu ve bütün yerli hayvanların belirli bir alanda uygun biçimde temsil edilmesi (biyoçeşitlilik) yer alır. Toprak etiği perspektifinden, doğal kaynak kullanımı toprak sağlığı üzerindeki uzun dönem etkilerini azaltmalı ya da dahası toprak sağlığını geliştirmeli.  

Derin ekoloji genellikle ekozofi gibi görünür. Ekozofi; tutumları ve yaşam tarzlarını derinlemesine sorgulamaya çağıran ekolojik bilgeliktir. Derin ekolojistler tarafından sıklıkla dile getirilen araçları basit ancak amaçları zengin olan bir yaşam sürmek, tüm yaşam formlarıyla empati kurmak ve onurlandırmak ve insan ve insan olmayan yaşam çeşitliliğini maksimize etmek gibi bazı ilkeler vardır. Ekofeministler birçok çevre probleminin insanlığın doğayı hükmetme arzusuna bağlı olduğuna inanırlar ve bu arzunun kadınlara ve diğer gruplar üzerine olan tahakküm kurma ile bağlantılı olduğuna inanırlar. Ekofeministler bu sorunların ikici, hiyerarşik ve patriyarkal düşünceden uzaklaşıp altta yatan ilişkileri zenginleştirmeye vurgu yapan ve eşitlikçi, empatik, şiddet içermeyen toplumsal tutumlara daha fazla odaklanan bir dönüşümle azalacağına inanırlar. Ekofeministler, daha az müdahaleci ve daha nazik bir kullanımına vurgu yapar. İyi çevre etiğiyle tutarlı bir faaliyete yönelmek isteyenler için, seçenekler biraz karmaşık olabilir. Birçok örnekte bu önceliklendirme sorularını içerebilir. Örnek olarak, karar noktası ekonomik olarak dezavantajlı durumda olan insanların refahını mı yoksa doğal ortamı korumak mı daha etik sorusunu içerebilir. Şüpheli bir kirletici şirket için çalışmaktan kaçınmak mı daha etik yoksa etik değişimi içeriden gerçekleştirmeye çalışmak daha mı iyi? Birçok batılı çevre etiğini geliştirici içgörüler ve ilhamlar için yerleşik kültürel ve dini perspektifleri incelerler. Yerli Amerikan kültürleri, sıklıkla insanlığın doğayla olan ilişkisine ahlaki bir içgörü olarak görüldü. Bunu genelleştirmek zor olsa da birçok farklı yerli Amerikan kültürü, birçok perspektif çoğu yerli Amerikan gruplarında ortak olarak görülür. Irmak ya da dağ gibi belirli coğrafi özelliklerle güçlü bir özdeşlik hissi. Bu kavram dünyanın tamamı ruhla dolu olduğu ve varlığa, hayata ve öz farkındalığa sahip olduğu ve doğal dünya ile güçlü bir akrabalık taşıdığı düşüncesidir. Bu tarz Amerikan görüşleri sıklıkla çevresel etkilerin azaltılması ve doğal dünya ile uyumlu bağlarla ilişkilendirilmiştir. Yahudilik, Hrstiyanlık ve İslam ortak gelenekler paylaşırlar. Her biri çevresel sorumluluğumuz üzerine içgörü geliştirebilmek için yararlandığı unsurları içermektedir. Bazı düşünürler, Kitab-ı Mukaddes’in Yaratılış bölümündeki, dünyanın insanların serbest kullanımı ve yararlanması için Tanrı’nın yaratımı olarak görüldüğü pasajları vurgularlar. Boyun eğdirme ve doğanın kullanımı kabul edilebilirken, aynı zamanda toprak Tanrı’ya ait olduğu için değer verilmeli ve korunmalıdır. Diğerleri ise insanların bakıcılar olarak özel rolünü ya da Assisili Aziz Franciscus örneğinde görüldüğü gibi doğal dünyayla yakın ilişkileri vurgularlar. Doğaya karşı tutumlar ve doğal kaynakların Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar arasında büyük farklılıklar göstermektedir. Daoizm ve Budizm gibi bazı Doğu felsefeleri çevre etiği için içgörüler içerirler ve her ikisi doğaya karşı özernli bir davranışı teşvik ederler.

Botzler, R. G. (2023). Environmental ethics. EBSCO. https://www.ebsco.com/research-starters/environmental-sciences/environmental-ethics

Önceki
Önceki

Objektivizm ve Anlamın Çokluğu Üzerine

Sonraki
Sonraki

Ütopyasız Direniş: Foucault’nun Normatif Olmayan Siyasal Pratiği